Medya mühendisliğine mi soyunduk?

30.07.2013 - 03:31



Köşeyazılarımda kişisel meseleler veya polemikler yerine ülke meselelerini ve fikri konuları işlemeyi tercih ettiğimi okurlarım biliyorlar. Maalesef bugünkü yazımda kısmen kişisel olarak görülebilecek ama aslında hükümeti ve Türk medyasını ilgilendiren bir konuda görüş belirtmek durumundayım. Ortaya atılan öyle iftiralar ve yalanlar var ki, sessiz kalmak doğru olmuyor. Lafın sahibi ve edildiği mecra muhatap alınmayı hak etmese de hakikate olan saygımız gereği bir açıklama yapmamız gerekiyor.

Son dönemde özellikle marjinal gazetelerde ‘medya mühendisliği’ne soyunduğum, medya gruplarına ayar verdiğim, gazetecileri arayıp kızdığım, birçok gazetecinin işten atılmasına sebep olduğum şeklinde tezviratlar yapılıyor. Adeta bir karalama kampanyası sözkonusu. Beni tanıyanlar böyle bir kişiliğim olmadığını ve medya ile bu tür bir ilişkiye girmediğimi çok iyi bilirler. Ancak meseleyi uzaktan takip edenler, ortaya atılan bu yalanların hükümete dönük bir propagandanın parçası olduğunu yeterince görmeyebilirler. Başbakan Erdoğan’a yönelik oluşturulmaya çalışılan menfi imajın bir ayağını da medyanın susturulması, eleştiriye tahammülsüzlük, aykırı yazarların tasfiyesi gibi ithamlar oluşturuyor. 

Şunu çok açıklıkla belirtmek durumundayım: Hükümet-medya ilişkisi geçmiş dönemlerden bu yana tartışılabilecek çok boyut taşımaktadır, ama AK Parti iktidarının yandaş medya üretmek, özgür basını susturmak veya muhalifleri tasfiye etmek gibi bir yaklaşımı, politikası veya adımı kesinlikle yoktur. Bugün hükümete muhalif olan ve zehir zemberek yazılarla her gün hükümete yüklenen medya gruplarının sayısı, hükümete yakın bilinenlerin iki üç katıdır. Hükümetle fikri yakınlığı olan köşe yazarlarının sayısı diğerlerinin zekatı bile değildir. Hükümet üyeleri haksız yayınlar karşısında doğal olarak medyayı eleştirebilmekte, medya-siyasetçi polemikleri yaşanabilmektedir. Ancak bu hiçbir zaman bir medya müdahalesine dönüşmemiştir ve iktidar gücü kullanılarak medyaya istikamet vermek gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değildir. Birkaç aylık veya haftalık medya analizi yaptıranlar bu gerçeği rahatlıkla görebilirler.

***

Onlarca yıldır büyük medya gruplarında köşetaşlarını tutan ama bugün marjinal mecralarda bulunan kişilerin ne kadar özgül ağırlığa sahip olduğu daha iyi anlaşılmış durumda. Yaptıkları işin evrensel anlamda gazetecilik olmak yerine ideolojik kin ve nefret aktarımı olduğu daha iyi görülüyor. 

Bir süredir Ayşenur Aslan isimli yazar benimle ilgili yalan ve iftiralarla dolu yazılar yazıyor. Sanırım CNNTürk’ten ayrılmasını benimle ilişkilendiriyor ki, içindeki kin ve garezi gazetecilik maskesi altında dışa vuruyor. Birkaç kez yayına çıkarmak için aradığı için Ayşenur Hanımı biliyorum, tarzı ve tavrını uygun bulmadığım için de yayınına çıkmadım. Ama onun ötesinde onunla ilgili hiçbir işin içinde olmadım. Sürekli tekrar ettiği hezeyanları da doğrusu umursamıyorum. İktidarda olanların bunlarla uğraşamayacak kadar çok ve önemli işi oluyor. Ancak son yazdığı yazı es geçilecek gibi değil çünkü başkalarının hukukunu da ilgilendiriyor.

Önce bizim gezi olaylarında ortalığı inlettiğimizi söylüyor. Oysa o günlerde medyanın tavrı, yorum yapmayacak kadar açık ve aşikardı. Bu yüzden o dönemde bırakın ortalığı inletmeyi bu medya gruplarındaki arkadaşlarımla bile görüşmedim. 

Üstüne kalkıyor “Ne yapıyor bu Demirörenler? Bizi arkadan mı vurmak istiyorlar? Derhal gerekeni yapmazlarsa onları da sileriz...” şeklinde bir ifadeyi bana atfederek Can Dündar’ın işten atılması için uğraştığımı söylüyor. Ardından “Cümleler tam böyle değildi belki” dese de, yaptığı şeyin seviyesizliğini bertaraf etmiş olmuyor. Bunun üzerinden başka medya grupları da benim bu sözlerle Demirören grubuna yüklendiğim, gazeteci kıyımına başladığım yönünde yayınlar yapıyor. Bir de utanmadan Abdi İpekçi basın ahlakından bahsediyor. Bunun ne gazetecilikle bir ilgisi vardır, ne de herhangi bir ahlaki değerle...

Derya Sazak ile en son İmralı tutanakları diye servis ettikleri haberden sonra kısa bir görüşmemiz olmuştu. Uzun zamandır ne bu gruptan bir yöneticiyle ne de gazetenin sahipleriyle en ufak bir görüşmem, selamlaşmam, mesajlaşmam sözkonusu olmamıştır. Diğer iddiaları ise bırakın ilgili olmayı bilmiyorum bile; tamamen uydurma ve iftira...

Daha önce Hasan Cemal hadisesinde de benzer bir şey yaşandı. Bu yüzden tekraren vurgulamakta fayda var: İktidar kurban falan istemiyor, ama bazıları koltuklarını korumak için timsah gözyaşları dökerek ve hükümeti sorumlu göstererek bu tür işler yapıyorlar. Bu grubun yaptığı yayınların hangi istikamette olduğunu geçen süreçte gördük, yaşadık. Ne kadar etkisinin olduğunu ve önemsendiğini de gördük. Bu ve benzeri anlayışlar medyada vardır, bundan sonra da olacaktır. AK Parti kendisini eleştiren değil hasım olarak gören bu tür anlayışlarla ilk günden beri karşı karşıyadır ama onların dedikleri yollara tevessül edecek bir zihniyette değildir. Hepsi cürmü kadar yer yakar.Bizi eleştireni biz de eleştiririz o kadar. Ne bu gruplarla bir ilişki içindeyiz, ne de iddia edildiği gibi bir girişimimiz var.